"DESİNLER" VE "DEMESİNLER"
İnsanlara tapınma dininin temel kuralları, "desinler" ve "demesinler" mantıkları üzerine kuruludur. Bu kuralların kökeninde de, insanların rızasını gözetme, karşı tarafın kendisinden istediği gibi bir hayat ve kişilik yaşamaya zorunlu hissetme yanılgısı vardır. Diğer bir deyişle bu mantığı hayatına geçiren bir insan artık kendi hür vicdanını ve aklını kullanamaz. Çünkü insanların övgüsü, ilgisi, sevgisi, yakınlık ve dostluğu için sürekli olarak kalıp değiştirmek zorunda kalır. "İnsanlar benim için şöyle desin", "kimse benim hakkımda şöyle düşünmesin" gibi düşünceler aklını kullanmasını engeller ve çevresindeki her insanı tek tek razı etmeye çalışmak gibi başarılması imkansız bir çaba içine girmesine neden olur. Kendi vicdanına başvurduğunda çok doğru olduğunu gördüğü, hatta doğruluğundan en ufak bir şüphe duymadığı konularda dahi, doğru olan yerine toplumun talebine göre yaşamak zorunda kalır. Oysa Kuran'da Allah'ın hoşnutluğu üzerine kurulmayan bir yaşamın, sahibini mutlaka cehenneme sürükleyeceği şöyle bildirilmektedir:
Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez." (Tevbe Suresi, 109)
Ayette bildirilen apaçık gerçeğe rağmen bugün toplum içinde Allah'ın rızasını kazanmanın önemi neredeyse tümüyle unutulmuştur. İnsanlar kendilerini Allah yerine insanlara karşı sorumlu ve bağımlı hale getirmişlerdir. Bunun kökeninde yatan sebeplerden biri ise, insanların sonu gelmeyen övünme ve gösterişarzusudur.
İnsanların Övünme Ve Gösteriş Yapma Tutkusu
İnsanın nefsi övgü almak ve diğer insanlara gösterişyapmak ister. Allah'ın yarattığı bir kul olduğunun ve O'nun verdikleri ile hayatta kaldığının bilincinde olmayan insanlar, başkalarından gelecek övgü dolu yorumları, elindekilerle karşılarındakilere gösterişyapıp nefsani bir üstünlük elde etmeyi fazlasıyla önemserler. Bunlara kendi güçleriyle sahip olduklarını ve diledikleri kadar ellerinde tutabileceklerine inanırlar. Kuran'da bu hatalı ruh hali ile ilgili bağ sahibi bir kimse örnek olarak verilmektedir:
(İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm. Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi. Kıyamet-saati'nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." (Kehf Suresi, 34-36)
Ayetlerden anlaşılacağı gibi bu kişi elindeki bağın gerçek sahibinin kendisi olduğunu düşünerek kendince gösterişyapmaktadır. Bu toprakların sonsuza kadar kendi elinde kalacağını zannetmektedir. Oysa bu durumun hükmünü verecek olan Allah'tır. Allah o bağın ve o kişinin kaderinde ne belirlemişse o olacaktır. Allah'tan başka hiçbir varlığın, olacak olanları değiştirmesi mümkün değildir. Fakat imansız bağ sahibi kişi bu gerçekten gafil olduğundan, cahiliye telkinleriyle düşünmekte ve elindekilerle övünmektedir. Kader gerçeğini hiç düşünmeden gerek bağıyla gerekse kendi geleceği ile ilgili ileriye dönük tahminlerde bulunmaktadır. Bunları yaparken de amacı muhtemelen insanları zenginliğiyle cezbetmek ve onların övgülerini toplamak olabilir. Tüm bunları, Allah'ın rızasını kazanmaktan daha üstün tutması dolayısıyla, Allah bu kişinin bağını büyük bir afetle yerle bir etmiş, kendisine övüneceği, gösterişyapacağı bir mülk bırakmamıştır. Bağ sahibi başına gelen olaylar sonucunda içinde bulunduğu gaflet uykusundan uyanmışve suçunun Allah'tan başka ilahlar edinmek olduğunu anlamıştır. Kuran'da bu durum şöyle anlatılmaktadır.
(Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmışdurumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım." (Kehf Suresi, 42)
Kuran'da bildirilen bu örnekten de anlaşıldığı gibi övgü ve gösterişe dayalı bir hayat, iman etmemişbir insan için nefsani bir tutkudur. Bu insanlar dünyanın varoluşamacının, insanların birbirleri arasında övünmeleri, gösterişyapmaları, malca zenginleşmeleri gibi değerler olduğunu zannettiklerinden bunları elde ettiklerinde karda olduklarını zannederler. Allah başka ayetlerinde bu çarpık mantığı taşıyan insanları şöyle haber vermektedir:
(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.' "Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü." (Tekasür Suresi, 1-2)
Oysa gerçekler çoğunluk olmayı bir meziyet olarak gören bu insanların zannettikleri gibi değildir. Allah dünyayı insanların birbirlerine karşı nefsani konularda üstünlük kazanmaları için değil, Kendisine kullukta hangisinin iyi işler yapacağını denemek için yaratmıştır. Mülk Suresi'nde şöyle buyrulur:
O, amel (davranışve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı... (Mülk Suresi, 2)
Bu nedenle asıl zevk alınacak, mutlu olunup neşelenilecek olaylar, Allah'ın beğenisini kazanmak amacıyla yapılan işlerdir. Çünkü insan esas olarak imanın getirdiği neşeyle tatmin olabilir. Diğeri çok kısa süren ve ahirette insanı zarara sokacak bir tatmin hissidir.
Fakat bazı insanlar, hak dini yaşamak yerine, Allah'tan başka varlıkları ilahlaştıran insanlara tapınma dini içinde yaşamayı tercih ederler. Bu nedenle yaptıkları tüm işler bu temeller üzerine oturtulur. İnsanlar artık hayatın her anında başka kişilere gösterişyapmak, kendilerine verilenlerle onlara karşı nispet yapmak gibi davranışlarda bulunurlar. Oysa gösterişyapmak maddi ve manevi olarak insanı büyük bir külfet altına sokar. Bedenini ve zihnini yorar. Bunun yanında insanı fıtratından saptırarak, sert, katı, hırslı, kinli, samimiyetsiz ve sahtekar bir ruh haline yöneltir. Hatta bu durum öyle bir hale gelir ki, insan en samimi duygularla yerine getirmesi gereken ibadetlerini bile, başkaları onun hakkında itikatli, inançlı, Müslüman desinler diye yapmaya başlayabilir. Kuran'da Allah, bu batıl dini yaşayan insanların namazlarını başka insanlara gösterişolsun diye kıldıklarını şöyle haber vermiştir:
İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösterişyapmaktadırlar, (Maun Suresi, 4-6)
Bu insanlar aynı namaz gibi, Kuran'da yer alan ve "ihtiyaç içinde olanlara kendi ihtiyaçlarından arta kalanı verme" mantığı üzerine kurulu olan infak ibadetini de gösteriş, övünme gibi Allah'ın rızası dışındaki amaçlar için kullanırlar. Kuran'da malını gösterişiçin infak edenlerin durumu şöyle tasvir edilir:
Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösterişolsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez." (Bakara Suresi, 264)
Ayetlerde belirtildiği gibi, insanın Allah inancına diğer insanların rızasını katması, o kişinin ihlasını zedeler. Kişiyi Allah'a karşı samimiyetsiz bir insan yapar. İnsanların kendisi için ne diyeceğine önem vererek, inancını gösteriş, övünme gibi nefsani duygularla kirletmesi onun kalbini katılaştırır. Dünyadaki çıkarları, menfaatleri için yaşayan bir insan haline gelmesine neden olur. Kişiyi Allah korkusunu yitirmiş, O'nun vereceği azaptan gafil bir insana dönüştürür. Bunun ardından da Allah rızası için göstermesi gereken birçok güzel ahlak özelliğini, bir ticaret konusu gibi, kendisine dünyevi çıkarlar sağlaması ve birtakım fırsatları önünü çıkarması için kullanmaya başlar. İnsanlara tapınma dininde her insan bu kurallara ayarlı bir hayat sürer. İlerleyen satırlarda bu bozuk mantıklar günlük hayattan örnekleriyle anlatılacaktır.
"DESİNLER" KURALI
Cahiliye toplumunda insanlar kendilerini sürekli olarak, "insanların diyecekleri, dedikleri, demeleri gerekenler" mantıklarına bağımlı olarak yaşamak zorunda hissederler. Bunun sonucunda Allah'ı düşünmekten, güzel ahlaka yönelik eylemlerde bulunmaktan uzaklaşırlar. Düşünceleri, din ahlakından ve dinin getireceği huzurdan uzaktır. Büyük bir karmaşa ve çekişmenin bulunduğu doğruların yanlışların birbirine karıştığı bir kaos ortamının içine düşerler.
Bu çarpık mantığa göre hakimiyet ve kural koyma yetkisi sadece insanların elindedir. Allah'ın emir ve yasakları insanların hayatından tek tek çıkarılmıştır. Bu nedenle hak dinin kurallarını hayatına sokan, Allah'ın rızasından başka hiçbir gücün kanaatine önem vermeyen bir kişi, hemen dikkat çeker ve cahiliye insanlarının olumsuz tavırları ile karşılık görür. Ancak elbette ihlas sahibi bir insan bu olumsuz tavırlara hiç önem vermez, çünkü tek amacı dünyada Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır.
Ancak insanlara tapınma dininin "insanlar ne der, ne konuşur, ne düşünür" gibi kıstasları, iman olarak zayıf olan bazı insanları da etkisi altına alabilir. Bu ise, Kuran ahlakını tam yaşayamamalarına, anlayışve tavır olarak gerçek Müslümanlardan çok, bu batıl dinin mensuplarına benzemelerine neden olur. Bu kişiler "hayatın gerçekleri" aldatmacasının yoğun etkisi altında, yaşamları boyunca dinin tam içine girmeden sapkın bir anlayışiçinde yaşarlar. Kuran'da imana karşı kalplerinde hastalık bulunan bu insanların durumu şöyle açıklanmaktadır:
Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın." (Nisa Suresi, 143)
Bulaşıcı bir hastalık gibi insanları etkisi altına alan bu batıl din, zayıf bir irade ve kişiliğe sahip bu insanları, Allah'ı anmaktan, O'nun rızasını gözetmekten uzaklaşmış insan kitleleri haline getirir. Ancak içinde bulundukları bu hatalı anlayış, çoğunluğun etkisiyle kendilerine o kadar makul görünür ki, bunun içinden çıkmak için bir çaba harcama ihtiyacı dahi hissetmezler.
Bu nedenle gerek kendi mensuplarını gerekse de imanı zayıf olan bazı kişileri etkisi altına alan bu batıl dinin temel mantıklarını örneklerle anlatmakta yarar vardır. Böylece insanlar içinde bulundukları çarpık ruh halini teşhis edebilecek ve samimi olanlar bu batıl dinden Allah'ın izniyle kurtulabileceklerdir. İlerleyen sayfalarda, insanlara tapınma dini içindeki "desinler" mantığının ortaya çıkardığı kalıplardan bazılarını örneklendireceğiz.
www.HarunYahya.tv
30 Aralık 2007 Pazar
İNSANLARA TAPINMA DİNİNİN KURALLARI
Etiketler:
ADNAN OKTAR HARUN YAHYA,
Allah,
Din,
insan karakterleri,
is hayati